Anılar · 1978

Kafes

Yıl 1978.

Çocukluğumuzda önce sahura kalkmak marifetti, sonra tekne orucu dediğimiz öğleye kadar tutmak yaygın alışkanlığımızdı. Yaz ayları hem uzun hem sıcak olduğundan akşama kadar tutmamıza izin verilmezdi.

İlkokul ikinci sınıfı bitirmiştim, iki adet manda otlatıyordum. Asiye halamın kocası Rahmetli Mahmut enişte –biz hep dayı derdik– yirmi civarı tosun otlatıyordu. Yaz boyu hep beraberdik. Koordinasyonu dayı yapardı, ben yardımcı olurdum. Uygun zaman buldukça bana çok şey anlatırdı. Bazen sessiz sessiz türkü söylerdi. “On beş yaşında Nazifede hanım” en çok duyduğum türküydü.

Ramazan yeni başlamıştı. Güneşin batması yakındı.

Birden kocaman bir keklik uçtu yanımdan. Korktum. Yavrularını fark etmemle kaybolmaları bir oldu. Aradım, taradım, iki tane bulup yakaladım.

Gizlice eve getirdim.

Rahmetli Hamit amcaların Merzifon’dan Cem adında yetişkin bir abi gelirdi ara sıra. Annesi onların akrabasıydı. Bana epey zaman önce bir kafes getirmişti. Köyde gereğinden fazla kuş vardı, kafeste kuş beslemeye hiç heves etmezdim. Ama şimdi tam kafese uygun keklik yavruları yakalamıştım. İlk kez işe yarayacaktı.

Yavruları yerleştirdim. Yemlerini, sularını koydum. O gece izin verseler yanlarında uyurdum. Çok sevinmiştim.

Bir gün, iki gün derken, bir sabah baktım keklik yavruları ölmüş.

Nasıl üzüldüğümü anlatamam. Hıçkırarak ağladım.

Kekliklerin ölmesi benim hatamdı. Anneleri olmadan yemez içmezler dediler. Dinlemedim. Suçumu telafi edecek bir şey yapmalıydım. Karar verdim: Keklikler için üç gün oruç tuttum. Günler uzundu, tutma dediler, yine dinlemedim.

Şimdi düşünüyorum: Kafesim olmasa, keklik yavrularını hiç tutmazdım belki.

Zekeriya YahşiMayıs 2026
← Tüm yazılar